Biyosavunma Unsuru Olarak ‘Medikal İstihbarat’


William McNeill hastalıkları ‘tarihteki gizli el’ olarak tanımlamıştır.[1] Toplumların daha entegre bir hal almasıyla, hastalıkların yayılma ve bulaşma hızı artmıştır. Bu durum jeopolitiği ve milli güvenliği etkileyen bir unsur haline gelmiştir. Bunun sonucunda ortaya çıkan ‘hastalık güvenliği’ kavramı sivil ve askeri yapılarda, medikal istihbarat birimlerinin kurulmasını gerektirmiştir.

İstihbarat, küresel sağlık ve güvenlik, zaman zaman önceliklerine göre birbirleriyle iç içe geçebilen, çoğunlukla aralarında çıkar çatışması bulunan kavramlardır.[2]

Bir devletin herhangi bir sağlık tehdidinden minimum hasarla kurtulabilmesinin yolu hastalığı güvenlileştirebilmektir. Hastalığı güvenlileştirme çoğunlukla devletin gücünün, özellikle karmaşanın varlığında hastalığın patlak vermesiyle baş edebilmesine bağlıdır. Şu an dünyanın içinde bulunduğu pandemi krizi, hangi devletlerin kapasitelerinin yeterli olduğunu ortaya koymaktadır.

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkıp çok kısa sürede küresel piyasaları alt üst eden, sosyal hayatın dinamiklerini dönüştüren virüsün her alanda etkilerinin görülmesi kaçınılmaz. Bu sürecin ortaya koyduğu birincil gerçek ise toplum sağlığının önemi oldu.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle başlayan ekonomik küreselleşme ve liberalizmin yayılması, daha fazla ekonomik kazanç uğruna doğal düzenin tahribini beraberinde getirdi. Fakat şimdiye dek global çapta bir sağlık krizinin sonuçları böylesine hissedilmedi.

Senelerdir küresel düzenin çarklarının dönmesi için kurulan organizasyonlar, birlikler ve anlaşmaların bir pandemi karşısında yenik düşmesi aynı zamanda sosyal devlet olabilmenin önemini ortaya koydu. Sağlık, ulaşım, turizm ve eğitim sektörleri sekteye uğradı. Çoğu dünya liderinin ifade ettiği ‘bundan sonra hiçbir şey aynı olmayacak’ ibaresi bu enstitülerin kırılganlığının ortaya konmasından kaynaklanıyor. Bu yazıda aynı kalmayacak olan değişimlerden, yeni istihbarat ve savunma anlayışı değerlendirilecektir.

Yeni tip savunma mekanizmalarının gerekliliği yalnızca var olan düzeni korumak, sosyolojik sonuçlardan kaçınmak için değildir. Devletlerin temel içgüdüsü olan güvenlik arayışıyla daha çok ilintilidir. Silahlanmada teknolojik gelişmelerin geleneksel savaş anlayışını ortadan kaldırdığı aşikâr. İlerleyen dönemlerde Biyolojik silahlanmanın yanında biyolojik savunma mekanizmalarının gelişimini görebiliriz.

Biyosavunma

Biyosavunma; biyolojik tehditlerle yüzleşme, riskleri azaltma, biyolojik olaylara hazırlıklı olma ve iyileşmeyi amaçlar. Bu bağlamda devletler biyolojik silahlara, terörizme karşı önlem alır, medikal birimlerini krize anında cevap verecek şekilde donatır.

Hastalıkların küresel düzene verdiği hasarın yanı sıra, belli başlı çatışma alanlarında aktif rol oynayan devletlere güvensiz ortam sağlayarak, bu bölgelerde kontrol-güç boşluğuna sebebiyet vermektedir.

Savunma alanında her daim her ihtimale hazır bulunan Amerika, en aktif biyolojik savunma-savaş uzmanı olarak karşımıza çıkıyor. Halihazırda 1998’den beri Gordon Research Center tarafından düzenlenen konferanslar özellikle biyolojik terörizm, biyolojik silahlanma ve savunma üzerine konferanslar düzenliyor.

GRC’nin 2021’de gerçekleşmesi planlanan toplantısı ise biyolojik savunma üzerine olacak. Bununla beraber 2018’de Donald Trump Ulusal Biyosavunma Stratejisi’ni açıklayarak, küresel düzenin beraberinde getirdiği yeni tehditlere karşı yeni savunma anlayışının ihtiyaç niteliğinde olduğunu ortaya koymuştur.

Aslında ülkemizde yeni yeni önemini görebileceğimiz bu yeni savunma yöntemleri 2014-2016 yılları arasında Afrika’dan Ebola virüsünün çıkması, küresel sağlığı tehdit etmesi ve insanlarda topluma-devlete-sisteme güvensizlik yaratması nedeniyle çoğu devletin ajandasına girmişti.

Biyosavunma haricinde, medikal istihbarat kavramını da daha çok duyacağız gibi görünüyor. Bu tip istihbaratlar, yabancı medikal, biyobilimsel ve çevresel bilgilerin toplanmasıyla elde edilir, stratejik ve askeri planlamaya dahil edilir. Medikal istihbarat ilk olarak İkinci Dünya Savaşı’nda ABD tarafından kullanılmıştır.

Savaş cephelerindeki istihbarat subayları bölge halkının sağlığı hususunda raporlar tutmuş ve buna yönelik izlenimleri doğrultusunda faaliyetlerini yürütmüşlerdir. Savaş sırasında esir alınan sağlık çalışanlarına istihbarat eğitimi verilmiş, bu sayede düşman ordunun tıbbi bilgileri ve sağlık birimlerindeki donanım ve araç-gereçleri ele geçirilmiştir.

Sonuç Olarak;

Koronavirüs sonrası devletler medikal istihbarat (MEDINT) alanında modernleşmeye gidebilir, gelişimi için birimler kurup fon sağlayabilir ve bu alandaki çalışmalarının sonuçlarını askeri üs planlamalarında göz önünde bulundurabilirler. Medikal istihbaratın önemini Covid-19 sürecinde ülkeler birbirlerinin medikal ekipman sevkiyatlarına el koyduklarında açıkça gördük.

ABD’nin Almanya’nın sağlık ekipmanı sevkiyatına el koyması sonucunda Berlin İçişleri Bakanı Geisel’in ‘modern korsanlık’ tanımlaması uluslararası hukukta karşılaşılan yeni bir söylem olarak karşımıza çıkmıştır. Geçtiğimiz aylarda, bunun gibi pek çok uluslararası reaksiyona neden olan çeşitli istihbarat temelli el koyma olayları vuku bulmuştur.

Pandemi; ekonomik istihbarat, endüstriyel ve medikal casusluğun boyutunu ve risklerini, medikal istihbaratın da artan faaliyetlerini gözler önüne sermiştir. Bu süreçle beraber endüstriyel casusluk yaygınlaşmıştır. Bu sürecin sonucu olarak bilgi ele geçirme amacıyla çeşitli tıbbi kuruluşlara yönelik siber saldırılar önemli taktiksel unsur olarak karşımıza çıkacaktır.

Bu bağlamda alınabilecek tedbir, sistem donanımlarını güçlendirmek ve siber güvenlik alanında yatırım yapmaktır. Uluslararası güvenliğin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelen medikal istihbaratın önümüzdeki yıllarda hem pandemi zamanlarında hem de kimyasal biyolojik savaşlarda yeni bir boyuta ulaşacağını hep birlikte görmemiz mümkündür.

REFERANSLAR

[1] McNeill WH., Plagues and Peoples.

[2] Bowsher G., Milner C., and Sullivan R., 2016, Medical intelligence, Security and Global Health: Foundations of a New Health Agenda, s.269.

G Bowsher, C Milner, and R Sullivan, Medical intelligence, Security and Global Health: Foundations of a New Health Agenda, Journal of the Royal Society of Medicine; 2016, Vol. 109(7) 269–273 DOI: 10.1177/0141076816656483.

McNeill WH., Plagues and Peoples. New York, NY: Anchor Press Doubleday, 1976

Previous Altın Orda'nın Mirası ve Kazakistan
Next İnsan Hakları Değerlendirmesi: Kadın ve Erkek Sünneti

No Comment

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir